HALİD BİN SİNAN ABESÎ:
Îsa A.S.'dan sonra gönderilen Nebi'lerden olduğu iddia edilir,
ancak Ebu Hureyre (r.a.)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Ben Rasulullah (s.a.v.)'i: "Meryem'in oğluna insanların en
yakın olanı benim (Çünkü) Nebiler baba bir kardeşler gibidirler ve benimle onun
arasında (başka) bir Nebi de yoktur" derken işittim. Buhari, enbiya;
Müslim, fedai; Ebu Davud sunne.
Bu zat'ın salih bir kişi olduğu düşünülebilir. Aden beldesinde bulunan bir kavimdendir
Halid bin Sinan Abesî aleyhisselamın kavmine musallat olan ve bir
mağaradan çıkan ateş, uzak mesafelere yayılıyor, ekinleri ve hayvanları
yakıyor, sonra tekrar geri çekiliyordu. İnsanlar aciz kalmıştı. Bu sırada Halid
bin Sinan geldi ve Allahü tealanın izniyle mağaradaki ateşi söndürdü. Sonra
mağaraya girerek kendisinin üç günden önce çağırılmamasını vasiyyet etti. Fakat
kavmi ve çocukları şeytan'ın vesvesesine kapılarak üç günden önce çağırdılar.
Bu çağırma sebebiyle başında bir elem (ağrı) olduğu halde mağaradan çıktı ve
"Beni, kavmimi ve vasiyyetimi zayi ettiniz" buyurarak yakın zamanda
vefat edeceğini bildirdi. Vefatından sonra cenazesini defn etmelerini ve
kabrini kırk gün gözetmelerini, kırk gün sonra kuyruğu kesik bir merkebin de
içinde bulunduğu bir sürü, kabrinin yanına gelince kabrini açmalarını vasiyyet
etti. Böyle yapıldığı zaman kabrinden çıkıp kabir ehlini ve kabir hayatını
aynen kendilerine anlatacağını bildirdi. Belirtilen işaret ortaya çıkınca, mü'minler
Halid bin Sinan'ın kabrini açmak üzere harekete geçtilerse de, çocukları;
"Bize öldükten sonra kabirden çıkan kimsenin çocukları derler"
diyerek engel oldular. Böylece cahillikleri büyük bir hıyanete sebeb oldu.
Dolayısıyla vasiyeti de yerine getirmediler.
Muhammed s.a.v. peygamber olarak gönderildiğinde, Halid bin
Sinan'ın kızı hayatta idi. Peygamber efendimiz s.a.v.'in huzuruna kavuşmakla
şereflendi. Nebi efendimiz ridasını (hırkasını) sererek üzerine oturttu ve
taltif buyurarak; "Merhaba ey kavmi vücudunun zayi (yok) olmasına sebeb
olduğu peygamberin kızı!" buyurdu. (İbn-ül-Esîr-Seyyid Abdülhakîm Arvasî)